2 Ekim 2025 Perşembe

Sartre ve Özgürlük Yolları

Birkaç yıl önce çektiğim bu fotoğraf kıyıda köşede dururken karşıma çıkan bir cümlede yerini buldu:

“Su kıyısında balık tutan ihtiyar, gazino, hasır şapka ve masmavi, öylesine sakin öylesine huzurlu bir gök.”

Özgürlük Yolları III, Yıkılış, Jean Paul Sartre

Sartre ve Özgürlük Yolları

Sartre ile ilk tanışmam üniversite yıllarına dayanıyor. “Bulantı” üzerine bir ödev hazırlamıştım.  O “bulantı” hissi aklımın bir köşesinde kaldı. Nasıl iyi bir roman yazarı olduğunu da Özgürlük Yolları ile keşfettim diyebilirim. Akıl Çağı ve Yaşanmayan Zaman kitabını bitirdikten sonra uzun bir ara vermiştim ki artık üçüncü kitabı da bitirmeliyim dedim.  Bu sefer ilk kitaptan başlayarak üçlemeyi tamamladım. Savaşın ortasında birbirine geçmiş hayatları okudukça anladım, dünya siyasetle kötüleşiyor, o kadar net! Özgürlüğü Sartre üzerinden okumadan, tartışmadan hiçbir işe girişmemeli insan. Rahatınız kaçabilir, yaşantınızı tekrar sorgulayabilirsiniz. Bize yaşattıklarının ne olduğu üzerine bir farkındalık yaşayabilirsiniz.

Özgürlük Yolları Serisi Ne Anlatıyor?

Özgürlük Yolları Serisi, II. Dünya Savaşı dönemini siyasal ve ekonomik durumu farklı olan karakterlerin yaşamı üzerinden anlatıyor. Sartre’ın özgürlük hakkındaki fikirlerini karakterlerin eylemleri üzerinde görmek mümkün. Herkes kendi eylemlerinden ve kendi kararlarından sorumlu. İyi de var kötü de… İnsan eliyle gelen savaş yaşamı ve ölümü sorgulatıyor: “Ölümün, yaşamın gerçek ve gizli bir nedeni olduğuna karar verdim” Haklı. Sevgiyi sorgulatıyor, ne için yaşadığımızı sorgulatıyor. Seçimlerimizi sorgulatıyor. Sizin için üç kitaba da değinerek merak uyandırmayı umuyorum.

Akıl Çağı

Mathieu, bir felsefe öğretmeni. İlk kitap Mathieu’nun nişanlısının hamile kalması ve kürtaj olabilmesi için gerekli olan parayı nasıl bulacağını düşünmesiyle başlıyor. Marcelle anne olmak istiyor mu, duygularını paylaşamayacak kadar zayıf. Durumun nereye varacağını okurken kitaptaki diğer karakterler üzerinden varoluşu, özgürlüğü, burjuvaziyi, komünizmi tartışıyoruz.

“Özgür olmak! Kendi kendinin nedeni olmak: Benim, çünkü ben olmak istiyorum, diyebilmek. Kendi kendinin başlangıcı olabilmek.”

Yaşanmayan Zaman

İkinci kitapta savaşın kapıya dayandığını anlıyoruz; fakat kitabı ikinci kez okurken birçok şeyi hatırlamakta zorlandım. Karakterler arasındaki geçiş çok hızlı. Bölüm atlamasını işaret eden bir iz yok, o yüzden dikkatli okumak gerektiğini söylemek isterim. Savaşın gerçekte ne olduğunu, kadınlar üzerinde nasıl daha da ağırlaştığını anlatan, tespit niteliğinde cümleler görebilirsiniz:

“… savaş iyi niyetli insanların sürü sürü kurban edildiği bir eski çağ töreni, bir suçsuzlar katliamı.”

“Savaş bir hastalık değildir. Değildir. Savaş katlanılmaz bir felakettir, çünkü insana insan eliyle gelir.”

“Savaş her şeyi alıyor, her şeyi gasp ediyor…”

Yıkılış

Fransa işgal altında. Barış nedir ki? Sadece bir anlaşma mı? Silahların susması mı? “Şimdi ne olacak?” “Biz şimdi ne olacağız?” sorusu kitabın sonuna kadar insanın içini kemiriyor. Savaştan daha kötü hiçbir yok, savaşın getirdiği iyi hiçbir şey yok. Oradan oraya bir sürüklenme, hastalık, açlık var. Gerçek sadece açlık oluyor, aslolan ekmek oluyor.

“İnsanlar ve ülkeler birbirine benzer, herkes kendi çıkarına…” cümlesinin yazıldığı tarihe bakıyorum, biz hala yaşıyoruz. Bunu düşünmeyenimiz kaldı mı?

“İnsan özgürlüğe mahkumdur.”

“Dünyanın dışında, geçmişin dışında, benim dışımda; özgürlük bir sürgündür ve ben özgür olmaya mahkumum.” Yaşanmayan Zaman-Özgürlük Yolları II

Jean Paul Sartre hakkında bilinen en önemli sözlerinden biri “İnsan özgürlüğe mahkumdur.” Anlaşılması kolay bir yargı değil. Biz özgürlüğü işimize geldiği gibi alıyoruz. Her istediğimizi yapabilmeyi, aklımıza geleni söyleyebilmeyi, istediğimiz gibi davranabilmeyi özgürlük sanıyoruz. Okul sıralarından beri bize anlatılan bir sınır da var: Başkasının sınırlarını ihlal edemeyecek kadar özgürüz. Yine de açık mı her şey? Bence Sartre okumadan özgürlüğü anlamak mümkün değil. Çünkü Sartre’da özgürlük, sorumluluk gerektiren bir kavram. Özgür olmak için taşın altına elini koymak, eylemlerinin sonucunun sorumluluğunu üstlenmek gerekir. Sartre için özgürlük bencillik ya da eylemsizlik değil aksine karar vermeye, kendi tercihlerini yaparak harekete geçmektir.

Eylem

Sartre’da özgürlük ve eylem ilişkisini düşünürken kitaptaki bir cümlenin altını çiziyorum: “İçinde eski, uzak bir tutku başını kaldırıyor birden; çalışmak, çok çalışmak ve üzerinde görevini ve sorumluluğunu bilen bakışların ağırlığını taşımak.”

Gerçekten özgür müyüz?

Tarihte benzeri görülmemiş bir dönemin içinde yaşıyoruz. Neşesini çalıyorlar insanların neşesini… Yıkılış’ta ne güzel anlatıyor tek bir cümle: “Baskı rejimlerinde mutlu olmalarına olanak yok insanların. Biliyorsun.” Ben biliyorum, belki sen de biliyorsun. Kim bilmiyor? Umutlarını yok ediyorlar insanların, herkes üzerine ölü toprağı serilmiş gibi. İnsan düşünmeden edemiyor. Gerçekten özgür müyüz?

Ben başka bir pencere açmak istiyorum. Haksızlığa uğrayarak içerde tutulanlar dört duvar arasında sıkışmış kalmış gibi geliyor; fakat fikirleri, umutları her an dışarıda. Bir tarafta da onların içerde olmasına muhtaç birileri var?

Kim daha özgür? Sadece korku aşılayarak fikirlerini dikte edenler mi özgür şimdi?

Vicdanı rahat olan kimseden daha özgür biri var mı acaba?

 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder