Birkaç yıl önce
çektiğim bu fotoğraf kıyıda köşede dururken karşıma çıkan bir cümlede yerini
buldu:
“Su kıyısında
balık tutan ihtiyar, gazino, hasır şapka ve masmavi, öylesine sakin öylesine
huzurlu bir gök.”
Özgürlük
Yolları III, Yıkılış, Jean Paul Sartre
Sartre ve Özgürlük Yolları
Sartre ile ilk tanışmam
üniversite yıllarına dayanıyor. “Bulantı” üzerine bir ödev hazırlamıştım. O “bulantı” hissi aklımın bir köşesinde
kaldı. Nasıl iyi bir roman yazarı olduğunu da Özgürlük Yolları ile keşfettim
diyebilirim. Akıl Çağı ve Yaşanmayan Zaman kitabını bitirdikten sonra uzun bir ara
vermiştim ki artık üçüncü kitabı da bitirmeliyim dedim. Bu sefer ilk kitaptan başlayarak üçlemeyi
tamamladım. Savaşın ortasında birbirine geçmiş hayatları okudukça anladım,
dünya siyasetle kötüleşiyor, o kadar net! Özgürlüğü Sartre üzerinden okumadan,
tartışmadan hiçbir işe girişmemeli insan. Rahatınız kaçabilir, yaşantınızı
tekrar sorgulayabilirsiniz. Bize yaşattıklarının ne olduğu üzerine bir
farkındalık yaşayabilirsiniz.
Özgürlük Yolları Serisi Ne Anlatıyor?
Özgürlük
Yolları Serisi, II. Dünya Savaşı dönemini siyasal ve ekonomik durumu farklı olan
karakterlerin yaşamı üzerinden anlatıyor. Sartre’ın özgürlük hakkındaki
fikirlerini karakterlerin eylemleri üzerinde görmek mümkün. Herkes kendi
eylemlerinden ve kendi kararlarından sorumlu. İyi de var kötü de… İnsan eliyle
gelen savaş yaşamı ve ölümü sorgulatıyor: “Ölümün, yaşamın gerçek ve gizli bir
nedeni olduğuna karar verdim” Haklı. Sevgiyi sorgulatıyor, ne için yaşadığımızı
sorgulatıyor. Seçimlerimizi sorgulatıyor. Sizin için üç kitaba da değinerek
merak uyandırmayı umuyorum.
Akıl Çağı
Mathieu, bir
felsefe öğretmeni. İlk kitap Mathieu’nun nişanlısının hamile kalması ve kürtaj
olabilmesi için gerekli olan parayı nasıl bulacağını düşünmesiyle başlıyor.
Marcelle anne olmak istiyor mu, duygularını paylaşamayacak kadar zayıf. Durumun
nereye varacağını okurken kitaptaki diğer karakterler üzerinden varoluşu,
özgürlüğü, burjuvaziyi, komünizmi tartışıyoruz.
“Özgür olmak!
Kendi kendinin nedeni olmak: Benim, çünkü ben olmak istiyorum, diyebilmek.
Kendi kendinin başlangıcı olabilmek.”
Yaşanmayan
Zaman
İkinci kitapta
savaşın kapıya dayandığını anlıyoruz; fakat kitabı ikinci kez okurken birçok
şeyi hatırlamakta zorlandım. Karakterler arasındaki geçiş çok hızlı. Bölüm
atlamasını işaret eden bir iz yok, o yüzden dikkatli okumak gerektiğini
söylemek isterim. Savaşın gerçekte ne olduğunu, kadınlar üzerinde nasıl daha da
ağırlaştığını anlatan, tespit niteliğinde cümleler görebilirsiniz:
“… savaş iyi
niyetli insanların sürü sürü kurban edildiği bir eski çağ töreni, bir suçsuzlar
katliamı.”
“Savaş bir
hastalık değildir. Değildir. Savaş katlanılmaz bir felakettir, çünkü insana
insan eliyle gelir.”
“Savaş her şeyi
alıyor, her şeyi gasp ediyor…”
Yıkılış
Fransa işgal
altında. Barış nedir ki? Sadece bir anlaşma mı? Silahların susması mı? “Şimdi
ne olacak?” “Biz şimdi ne olacağız?” sorusu kitabın sonuna kadar insanın içini
kemiriyor. Savaştan daha kötü hiçbir yok, savaşın getirdiği iyi hiçbir şey yok.
Oradan oraya bir sürüklenme, hastalık, açlık var. Gerçek sadece açlık oluyor,
aslolan ekmek oluyor.
“İnsanlar ve
ülkeler birbirine benzer, herkes kendi çıkarına…” cümlesinin yazıldığı tarihe
bakıyorum, biz hala yaşıyoruz. Bunu düşünmeyenimiz kaldı mı?
“İnsan özgürlüğe mahkumdur.”
“Dünyanın
dışında, geçmişin dışında, benim dışımda; özgürlük bir sürgündür ve ben özgür
olmaya mahkumum.” Yaşanmayan Zaman-Özgürlük Yolları II
Jean Paul
Sartre hakkında bilinen en önemli sözlerinden biri “İnsan özgürlüğe mahkumdur.”
Anlaşılması kolay bir yargı değil. Biz özgürlüğü işimize geldiği gibi alıyoruz.
Her istediğimizi yapabilmeyi, aklımıza geleni söyleyebilmeyi, istediğimiz gibi
davranabilmeyi özgürlük sanıyoruz. Okul sıralarından beri bize anlatılan bir
sınır da var: Başkasının sınırlarını ihlal edemeyecek kadar özgürüz. Yine de
açık mı her şey? Bence Sartre okumadan özgürlüğü anlamak mümkün değil. Çünkü Sartre’da
özgürlük, sorumluluk gerektiren bir kavram. Özgür olmak için taşın altına elini
koymak, eylemlerinin sonucunun sorumluluğunu üstlenmek gerekir. Sartre için
özgürlük bencillik ya da eylemsizlik değil aksine karar vermeye, kendi
tercihlerini yaparak harekete geçmektir.
Eylem
Sartre’da
özgürlük ve eylem ilişkisini düşünürken kitaptaki bir cümlenin altını
çiziyorum: “İçinde eski, uzak bir tutku başını kaldırıyor birden; çalışmak, çok
çalışmak ve üzerinde görevini ve sorumluluğunu bilen bakışların ağırlığını
taşımak.”
Gerçekten özgür müyüz?
Tarihte benzeri
görülmemiş bir dönemin içinde yaşıyoruz. Neşesini çalıyorlar insanların
neşesini… Yıkılış’ta ne güzel anlatıyor tek bir cümle: “Baskı rejimlerinde
mutlu olmalarına olanak yok insanların. Biliyorsun.” Ben biliyorum, belki sen
de biliyorsun. Kim bilmiyor? Umutlarını yok ediyorlar insanların, herkes
üzerine ölü toprağı serilmiş gibi. İnsan düşünmeden edemiyor. Gerçekten özgür
müyüz?
Ben başka bir
pencere açmak istiyorum. Haksızlığa uğrayarak içerde tutulanlar dört duvar
arasında sıkışmış kalmış gibi geliyor; fakat fikirleri, umutları her an
dışarıda. Bir tarafta da onların içerde olmasına muhtaç birileri var?
Kim daha özgür?
Sadece korku aşılayarak fikirlerini dikte edenler mi özgür şimdi?
Vicdanı rahat
olan kimseden daha özgür biri var mı acaba?

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder